|
YILIN YURTİÇİ SEKRETERİ BELİRLENDİ
Yurtiçi Sekreteler Kulübü olarak, bu yıl Sekreterler Haftası'nda düzenlediğimiz
Yılın Yurtiçi Sekreteri Yarışması nihayet sonlandı ve Yılın Yurtiçi sekreteri
belli oldu. yurtiçi Kargo çatısı altında kurduğumuz Yurtiçi Sekreterler Kulubü
yalnızca sekreter ve yönetici asistanlarına özel bir kulüp olup tüm Türkiye
genelinde asistanlık mesleğini icra edenleri bir araya getiriyor. Kulüp olarak
üyerlerimizle düzenli iletişimlerde bulunuyoruz ve onlara çeşitli fırsatlar
sunuyor, kendilerini muhtelif aktiviteler ve sosyal sorumluluk projeleri gibi
etkinliklerde bir araya getiriyoruz.
Bu yıl Sekreteler Haftası'na özel olarak düzenlediğimiz Yılın Yurtiçi Sekreterleri
yarışması için, üyelerimiz asistanlık/sekreterlik mesleklerini icra ederken
başlarından geçen ilginç bir öyküyü bizlerle paylaşarak Yılın Yurtiçi Sekreteri
ünvanını almak ve birbirinden güzel hediyeleri kazanmak için yarıştılar. Yarışmamız
için bir araya gelen özel jüri heyetimiz katılımcıların gönderdiği öyküleri
değerlendirerek puanlamaya tabi tuttular ve tüm puanlamaların ortalamaları
alınarak yapılan sıralama sonuncu kazananlar belli oldu. Yarışmamızda bizi
destekleyen değerli jüri üyelerimize teşekkür ediyoruz.
JÜRİ ÜYELERİMİZ
- Sn. Melike Koçoğlu
(Pazarlama Müdürü, 3M San. Tic. A.Ş.)
- Sn Ali Akkın
(Müşteri Direktörü, Tribeca)
- Sn. Didem Tekin
(Editör, Yenibiriş)
- Sn. Sanem Oktar
(Yönetici Ortak, DirectCom)
- Sn. Yasemin Aktılav
(Yönetim Kurulu Başkanı, İzmir Sekreterler Derneği)
- Sn. Nedim Vidinel
(Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı, Yurtiçi Kargo)
- Sn. Barış Meço
(Stratejik Pazarlama ve Pazar Analizleri Müdür Yardımcısı,
Yuriçi Kargo)
- Sn. Ayfer Geçgin
(Basın ve Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı, Yurtiçi Kargo)

KAZANAN öYKÜLERİMİZ
 |
1.LİK ÖDÜLÜ
2005 yılı Eylül sonu, Ekim başlarıydı… Manisa’da bulunan bir kolej ve ilköğretim
okulu’nun genel sekreterliğini yapıyordum. Zimmetimde 2 ahize, 1 telsiz
ve bir şirket cep telefonu vardı. Okul sekreterliği ilk işimdi ve bu
ilk işimde hiç unutamayacağım bir olay yaşadım. Saat 13.00 sularında
çocuklar yemek yediler ve zil çalınca sınıflarına girdiler. Öğretmenler
henüz derse girmeden deprem olmaya başladı. Bir iki dakikalık aralıklarla
şiddetli biçimde sallanıyorduk. Sallantı başlayınca telefon çaldı ve
kurucu müdürümüz: “Hemen sınıfları boşalt, tüm sınıfları kontrol et
ve çocukları bahçeye çıkar.” dedi. Öğretmenler okulun girişinde yer
alan masamın yanından koşarak bahçeye çıktılar. Benim yaşadığım korku
ve panik hat safhadaydı. Hemen diğer iki sabit telefonu telsize yönlendirip
telsiz ve cep telefonunu yanıma alıp, koşarak sınıfları gezmeye başladım
ve tüm çocukları dışarıya çıkarmayı başardım. Tüm bunlar, yer sarsıntısı
aralıklarla devam ederken, beş on dakika içerisinde gerçekleşen olaylardı.
Bu beş on dakika esnasında aklımdan kendi canım, çocukların canları,
onların yaşadıkları korku, bakmakla yükümlü olduğum annem, okulun üzerime
yıkılma ihtimali, ölümle burun burunalık, kısacası her şey, belki de
tüm hayatım geçti. Okulumuz dört katlı idi. Üst katlardaki sınıflara
çıkarken daha ilk katta ikinci artçı geldi. Sonra üçüncü ve dördüncü
katlarda üç saniye durup düşündüm. Öğretmenler dışarıdayken ben neden
bunu yapıyorum, dedim kendi kendime. Koşmaya devam ettim. Allah’a annemi
bana, beni anneme bağışlaması için dua ederek tüm sınıfları boşalttım.
Bu arada tabii veliler arayıp çocuklarını soruyorlardı ve telefona
da cevap veriyordum. Onlara korkmamalarını, çocuklarının iyi olduğunu,
isterlerse gelip çocuklarını alabileceklerini söylüyordum. Nihayetinde
okulun duvarlarının çatlaması haricinde kimseye bir şey olmadan depremi
atlattık. O gün kendi canım ile işimin arasında kalmıştım. O günden
sonra çocuklar beni çok sevdi. Yemeklerde yanıma oturmak için birbirleriyle
yarışıyorlardı. İşten ayrılırken ağladılar. Bazen düşünüyorum da, iyi
ki yapmışım. |
 |
2.LİK ÖDÜLÜ
Bir devlet radyo sanatçısı adına düzenleneceği belirtilen, oldukça profesyonelce
hazırlanmış şık bir davetiye gelmişti şirketimize. Davetiye geldikten
bir gün sonra telefon ile gece hakkında bilgi verilmiş, para yatırılacak
olan hesap numaraları bildirilmişti. Firma sahibim, geceye katılmasak
da daveti geri çevirmedi. Ödemenin yapılmasını istedi. Ancak ben kuşku
duyuyordum, dolandırılıyor olabilirdik. Bu nedenle davetiyede adı geçen
radyo kanalını aradım. Böyle bir geceden habersizdiler, hatta Ankara’daki
kuruluşlarını da aradım ve aynı sonuçla karşılaştım. Durumdan emin
olmak için, beni arayan numarayı bir başka arkadaşıma arattırdım. Benimle
görüşen şahısı telefona istemesini söyledim, ancak bir türlü telefona
çıkmıyordu, ta ki geceden haberdar olduğunu ve katılmak istediğini
belirtene kadar! Telefon bağlandı, adres alındı. “Davetiye yollanılacak.”
denildi ve hatta hesap numarası bile verildi. Gecenin düzenleneceği
mekanın telefonlarına ulaştım, tahmin ettiğim gibi böyle bir organizasyon
yoktu. Davetiye gönderenlerin dolandırıcı olduklarından artık emindim.
Söz konusu radyo, devlet kanalı olduğu için, bu konuyla ilgilenileceğini
düşünerek radyodan bir görevliyi aradım ve, isminiz kullanılarak para
sızdırılmaya çalışılıyor, elimdeki hesap numarası ve davetiyeyi size
gönderebilirim, dolandırıcılar şikayet edilmeli, dediğimde yüzlerce
böyle kişi olduğunu, açılmış davaların bile sonuçlanmadığını söyleyip
gerekli görmediklerini bildirdiler. İlginçti! Sonuçta asgari ücretli
bir çalışanın 1 ayda alın teri ile kazandığı parayı dolandırıcılara
kaptırmadığım için mutluydum. Maalesef cezasız kalacak olmaları üzücüydü. |
 |
3.LÜK ÖDÜLÜ
16 yıldır bir şirketin yönetici asistanlığını yapıyorum. Belki biraz tatsız
bir anı ama paylaşmak istiyorum. Yaklaşık beş yıl önce, bir gün telefon
çaldı ve karşımdaki kişi “... Bey’le görüşebilir miyim?” dedi. Ben
de, kimin aradığını bildireyim efendim, dedim. Çünkü telefonun ucundaki
daha önce hiç duymadığım bir sesti. İsmini söyledi. Daha önce sesini
duymadığım gibi ismini de duymamıştım. Doğal olarak telefonu aktarmadan
bilgi almak maksadıyla, efendim kusura bakmayın ama nerden arıyorsunuz,
isminiz yabancı, tanıtmak amaçlı soruyorum, dedim. Bu anda karşıdaki
beyefendi: “Sen orda işini yapmak için mi, soru sormak için mi oturuyorsun?”
dedi. Ben de, işimi yapmak için tabii beyefendi, sorduğum soru da işimin
bir parçası, dedim. Karşıdaki ses: “Çabuk bağla hemen!” diye haykırdı.
Ben de, bu üslupla konuşan bir kişiyi ve kendini tanıtmayan birini
aktaramam, kusura bakmayın, dedim. Beyefendi bu esnada, “Kızım bağlasana,
ben …, milletvekiliyim, sen kiminle konuştuğunu sanıyorsun?” dedi.
Ben de, ben kendimi bir şey sanmıyorum beyefendi, sizinle ilk defa
konuşuyorum ve isminizi de duymadım, sadece kendinizi tanıtmanızı istedim,
dedim. “Sen terbiyesizlik yapıyorsun, aktarmıyorsun.” dedi ama ses
tonunu tahmin edebilirsiniz. Tabii ki aktarıyorum beyefendi, sonuçta
kendinizi tanıttınız, yalnız kusura bakmayın ama sizin de sekreterleriniz
var, yeterli bilgiyi almadan ne zaman telefon bağlamalarına müsaade
ettiniz, bir düşünün; sonra da karşınızdakinin bir bayan olduğunu ve
hakaret ve üslubunuzu da düşünün, iyi günler, aktarıyorum, dedim ve
aktardım. Tabii tahmin edersiniz ki beni şikayet etmiş ama bire bin
katarak… Patronum telefonu kapatınca beni çağırdı. “Ne oldu, hayırdır?”
dedi. (Beni ve düzgün çalışmamı çok iyi bilir.) Ben de anlattım ve
sonuç olarak, o bir milletvekili, bizim oylarımızla orada oturan ama
bize tepeden bakan, dedim ve patronum bana hak verdi. “Sen nerde ne
şekilde konuşacağını bilirsin, sana güvenim sonsuz, boşver!” dedi ve
bir hafta sonra milletvekili ofisimize geldi ve benden özür diledi. |
|